Bir adam, arkadaşının mezarına çiçek bırakmaya geldi, ancak karşılarında acı içinde kırılmış ve savunmasız bir insan gören serseriler, mezarlıkta onu soymaya karar verdiler; bunun onlar için nasıl bir sonuç doğuracağını ise hiç tahmin edemediler

Bir adam, arkadaşının mezarına çiçek bırakmaya geldi, ancak karşılarında acı içinde kırılmış ve savunmasız bir insan gören serseriler, mezarlıkta onu soymaya karar verdiler; bunun onlar için nasıl bir sonuç doğuracağını ise hiç tahmin edemediler 😳

Sabah soğuk ve griydi.

Askerî mezarlıkta neredeyse kimse yoktu. Sadece rüzgâr, beyaz mezar taşlarının арасındaki otları sessizce hareket ettiriyordu.

Siyah montlu bir adam düz yolda yavaşça ilerliyordu. Elinde sarı ve kırmızı çiçeklerden oluşan bir buket vardı. Yüzünde gözyaşı yoktu ama gözlerinde, yıllardır kimseye anlatmadığı bir acıyı taşıyormuş gibi derin bir yorgunluk vardı.

Bir mezarın önünde durdu, siyah şapkasını çıkardı ve taş üzerine kazınmış isme birkaç saniye sessizce baktı.

— İşte yine buradayım, kardeşim — dedi тихçe. — Söz verdiğim gibi.

Diz çöktü, çiçekleri dikkatlice mezarın yanına bıraktı ve soğuk taşa elini sürdü.

— Beni affet — diye devam etti neredeyse fısıldayarak. — Her gün seni düşünüyorum.

Tam o anda arkasından bir kahkaha duyuldu.

Üç genç, yan yoldan yavaşça yaklaştı. Biri pahalı bir mont giymişti, ikincisi sakız çiğniyor ve gülümsüyordu, üçüncüsü ise her şeyi telefonuyla çekiyordu.

— Bakın, ağlamaya gelen dede — dedi alaycı bir şekilde ilki.

Adam arkasını dönmedi.

— Yolunuza gidin, çocuklar — dedi sakin bir sesle.

— Vay, konuşuyor da — diye güldü ikincisi. — Hey ihtiyar, paran var mı?

Adam yavaşça başını kaldırdı ama hâlâ ayağa kalkmadı.

— Bana iki dakika verin — dedi sakin bir tonla. — Burayı bitireyim, sonra konuşuruz.

— İki dakika mı? — serseri ona doğru eğildi. — Bize şart mı koşuyorsun?

— Sadece burada yatan insanın hatırasına saygı istiyorum — dedi adam. — En azından sessizlik hak ediyor.

Gençler birbirine bakıp tekrar güldüler.

— Bize kim olduğu fark etmez, zaten geri gelmeyecek. Bizim paraya ihtiyacımız var — dedi ilki sertçe. — Cüzdanı, saati ve telefonu ver. Hemen.

Adam yavaşça onlara döndü.

— Bunu yapmayın — dedi sakin bir sesle. — Sonra pişman olursunuz.

— Bize tehdit mi savuruyorsun? — serseri omzundan sertçe tuttu. — Kalk ihtiyar!

Adam karşı koymadı.

Sadece arkadaşının mezarına baktı ve sessizce söyledi:

— Görüyor musun kardeşim… burada bile huzur vermiyorlar.

Gençlerden biri cüzdanını almaya çalıştı, diğeri kolunu tuttu, üçüncüsü ise çekmeye ve gülmeye devam etti.

— Hadi bakalım, kahraman, paran nerede? — dedi serseri.

Bu adamın gerçekte kim olduğunu, neler yapabileceğini ve mezarlıkta onu aşağılamaya ve soymaya kalkmanın onlar için neye dönüşeceğini bilmiyorlardı 😱 Hikâyenin devamı ilk yorumda 👇

O anda adam yavaşça ayağa kalktı.

Sakin bir şekilde, acele etmeden doğruldu; sanki etrafındaki tüm gürültü bir anda yok olmuştu. Bakışı değişti. Artık yorgunluk yoktu. Sadece saniyeler içinde karar veren bir insanın soğuk kararlılığı vardı.

— Son kez söylüyorum — dedi. — Gidin.

Serseri ilk saldırdı.

Ama yumruk asla hedefe ulaşmadı.

Birkaç saniye sonra gençler yerdeydi ve ne olduğunu anlayamıyorlardı. Biri kolunu tutuyordu, diğeri zor nefes alıyordu, üçüncüsü telefonu düşürmüş adama korkuyla bakıyordu.

— Sen kimsin?.. — diye fısıldadı biri.

Adam şapkasını yerden alıp silkeledi ve tekrar mezara baktı.

— Sadece bir arkadaşımı ziyaret etmeye geldim — dedi. — Eskiden, sizin girmeye bile cesaret edemeyeceğiniz yerlerden insanları çıkaran bir birliğe komuta ederdim.

Gençler sustu.

Arkadan askerler yaklaşmaya başlamıştı. İçlerinden biri yanına gelip gençlere soğuk bir bakış attı.

— Komutanım, her şey yolunda mı? — diye sordu.

Adam başını salladı.

— Şimdi evet.

Sonra tekrar diz çöktü, çiçekleri düzeltti ve sessizce dedi:

— Gürültü için özür dilerim kardeşim. Sadece seninle sessizce oturmak istemiştim.