Albay, sert ve kendi doğruluğundan emin bir şekilde, rütbe işareti olmayan üniformalı bir kadını fark etti, onu aniden saçlarından çekti ve alaycı bir şekilde gülümsedi: “Kadın asker mi? Bize kahve yap daha iyi”; ancak kadının buna verdiği karşılık tüm uçağı şoka uğrattı

Albay, sert ve kendi doğruluğundan emin bir şekilde, rütbe işareti olmayan üniformalı bir kadını fark etti, onu aniden saçlarından çekti ve alaycı bir şekilde gülümsedi: “Kadın asker mi? Bize kahve yap daha iyi”; ancak kadının buna verdiği karşılık tüm uçağı şoka uğrattı 😳😱

Askeri uçak zaten havadaydı. İçeride motorların düzenli uğultusu duyuluyordu; askerler yerlerinde oturuyor, bazıları pencereden dışarı bakıyor, bazıları sessizce konuşuyordu. Hepsi özel bir görev için yola çıktıklarını biliyordu ve ortam gergindi.

Aralarında kırk yaşlarında bir kadın oturuyordu. Üniformalıydı, düzenli ve derli topluydu ama üzerinde olağan rütbe işaretleri yoktu. Kimseyle konuşmaya çalışmıyor, sakin ve biraz mesafeli duruyor, sanki kimsenin ilgisine ihtiyaç duymuyordu.

Askerler ona kısa bakışlar atıyordu ama kimse bir şey söylemeye cesaret edemiyordu. Yeni ve yabancıydı.

Ama onu fark eden albay oldu. Tüm askerler arasında saygı duyulan bir adamdı.

Uçak irtifa kazandığı anda, yerinden aniden kalktı ve doğrudan kadının yanına gitti. Adımları kararlı, bakışı sertti. Yanında durdu, eğildi ve alaycı bir şekilde baktı.

— Bir kadın erkeklerin arasında ne yapıyor? Burada yeri yok. Bize kahve yap daha iyi.

Kadın başını bile çevirmedi. Yüzü tamamen sakin kaldı, sanki onun sözlerini hiç duymamış gibiydi.

Bu durum albayı daha da öfkelendirdi.

Daha da yaklaşıp saçlarından tuttu ve sertçe çekti.

— Hey, seninle konuşuyorum! Git bize kahve yap!

Kabin bir anda sessizliğe büründü. Sohbetler kesildi. Askerler birbirine baktı ve olanları nefeslerini tutarak izledi. Herkes bunun nasıl sonuçlanacağını merak ediyordu.

Ama bundan sonra olanları kimse hayal bile edemezdi. 😳😱 Hikayenin devamı ilk yorumda 👇

Kadın yavaşça elini kaldırdı… ve bir saniye sonra her şey çok hızlı gelişti.

Tek bir ani hareketle adamın elini itti, bileğini ters çevirdi ve onu öyle bir sabitledi ki ne olduğunu bile anlayamadı. Albay acı içinde bağırdı, yüzü buruştu; kurtulmaya çalıştı ama başaramadı.

Sanki bunu defalarca yapmış gibiydi.

Soğukkanlı. Kesin. Gereksiz hareket yok.

— Ne… ne yapıyorsun?! — diye zorla söyleyebildi, biraz da olsa onurunu korumaya çalışarak.

Kadın onu aynı hızla bıraktı.

Kabin ölüm sessizliğine büründü.

Sakin bir şekilde iç cebinden kimlik kartını çıkardı ve ona uzattı. Albay titreyen eliyle aldı… ve donup kaldı.

Bir saniye. İki. Yüzü yavaşça bembeyaz oldu.

— Ben ordu generaliyim, — dedi kadın sakin bir şekilde, gözlerinin içine bakarak. — Ve siz az önce komutanınızı aşağılamış oldunuz.

O anda kabindeki hava ağırlaştı sanki. Kimse kıpırdamadı. Kimse konuşmadı. Daha uzakta oturanlar bile tüm uçağı kaplayan gerilimi hissetti.

Albay ne yapacağını bilemeden öylece kaldı.

— T… tuğgeneralim… özür dilerim… sizi hemen tanıyamadım…

Sesi artık kendinden emin değildi. Alay ya da sertlik kalmamıştı. Sadece şaşkınlık ve korku vardı.

Kadın kimliğini sakince geri koydu.

— Bunu yerde hallederiz, — dedi soğuk bir şekilde.

Sonra tekrar oturdu, sanki hiçbir şey olmamış gibi ve pencereye döndü.

Uçuşun sonuna kadar kabinde tek bir gereksiz kelime bile söylenmedi. Kimse ona bakmaya bile cesaret edemedi.