Bir baba, kızının rızası olmadan onu fakir bir gençle evlendirdi, çünkü kız kör doğmuştu — ama sonrasında olanlar tüm ailesini tam bir dehşete düşürdü 😲😨
Kör kız hiç dünyayı görmemişti, ama her nefeste onun acımasızlığını hissediyordu. Güzelliğin her şeyden üstün tutulduğu bir ailede doğmuştu. İki kız kardeşi hayranlık uyandırıyordu — gözleri “hediye”, gülüşleri “ailenin gururu” olarak adlandırılıyordu. Ama kendisi bir hata olarak görülüyordu. Bir yük. Hayatta sadece güzel olanın olmadığının hatırlatıcısı.
Beş yaşındayken annesi öldü — elini tutan ve karanlığın insanı kötü yapmadığını söyleyen tek kişi. Bundan sonra babası değişti. Özellikle ona karşı soğuk ve sinirli oldu.
Ona hiçbir zaman ismiyle hitap etmedi. Onun için sadece “o” idi. Ortak sofrada onu görmek istemiyor ve misafirler geldiğinde sürekli odasına saklıyordu. Körlüğün bir lanet olduğuna inanıyordu.
Kör kız yirmi bir yaşına geldiğinde, babası hayatını altüst eden bir karar aldı.
Sabah küçük odasına girdi. Kız, yatağın üzerinde oturuyor, parmaklarını Braille yazısı ile yazılmış eski bir kitabın sayfalarında yavaşça gezdiriyordu.
— Yarın evleniyorsun — dedi kuru bir sesle.
Kız dondu kaldı. Kelimeler havada anlam taşımadan asılıydı. Evlenmek? Kiminle?
— Sokaktan bir fakir gençle — dedi baba devam ederek —. Sen körsün, o fakir. Uygun bir çift.
Ayaklarının altından zemin kayıyormuş gibi hissetti. Bir şey söylemek istedi ama söyleyemedi. Babası asla fikrini sormamıştı. Seçeneği yoktu.
Ertesi gün her şey hızla oldu. Bahçede küçük bir tören, birkaç kayıtsız tanık, bastırılmış gülüşler. Gelinin yüzünü göremedi ve kimse onu tarif etmedi. Babası sadece onu öne itti ve fakir genci elinden tutmasını emretti.
İnsanlar fısıldıyordu, ağızlarını kapatarak: “Kör ve fakir… ne çift.” Bazıları gülümsüyordu, bazıları acıma dolu bakıyordu.
Törenin ardından babası küçük bir elbise torbasını eline verdi, onu adamın yanına itti ve son olarak şöyle dedi:
— Artık o senin karın ve senin sorunun. Nasıl yaşarsanız öyle yaşayın.
Ve dönüp bakmadan gitti 😢😱. Ama kısa süre sonra olanlar herkes için gerçek bir şok oldu.
O günden itibaren kör kız caminin yanındaki küçük odada yaşadı. Lüks yoktu, ama sessizlik vardı.
Fakir genç asla sesini yükseltmedi, her zaman rahat olup olmadığını sordu ve her akşam günü ayrıntılı olarak anlattı: gökyüzü ne renkti, ağaçlar nasıl kokuyordu, kimler yanlarından geçiyordu.
Birkaç ay geçti.
Bir gün babası pazarda tesadüfen bir konuşma duydu. İnsanlar, düzenli olarak fakirlere büyük miktarlarda para veren, ama sade bir hayat süren tuhaf bir adamdan bahsediyordu. Mirasını reddettiği ve evliliğini çıkar için değil vicdanıyla yaptığı söyleniyordu.
Baba kimin söz konusu olduğunu anladığında yüzü soldu.
Aynı akşam evlerine gitti. Karşılayan kişi fakir bir adam değildi, kendinden emin, pahalı ama sade kıyafetler giymiş bir adamdı. Yanında kör kız duruyordu — sakin, kendinden emin, dik duruşlu.
Kocasının elini tutuyordu ve hayatında ilk kez yüzünde korku yoktu.
— Fakir değilim — dedi adam sakin bir şekilde —. Yanımda sadece kalple gören birinin olmasını istedim. Ve onu buldum.
Baba konuşmaya çalıştı, ama kör kız onu geçti.
— Beni lanet olarak adlandırmıştın — dedi sessizce —. Ama körlük, insanların gerçek değerini ayırt etmeyi bana öğretti.
Baba kelime edemeden orada durdu.

