Bölgede herkes, bu köpeğin tamamen delirdiğini ve boş bir kulübeyi koruduğunu düşünüyordu. Ama bu köpeği kendi gözlerimle gördüğümde anladım: köpek korumuyor… oraya girmeye çalışıyor 😨😱
Herkes, kulübenin içinde ne olduğunu gördüğünde dehşete düştü 😥
Burada neredeyse kırk yıl yaşadım ve artık beni şaşırtacak bir şey olmadığını sanıyordum. Ama o sabah farklıydı. Soğuk, gri, öyle yoğun bir sis vardı ki kendi bahçemi zar zor görebiliyordum. Soğumuş kahvemi tutarken verandada duruyordum ki o sesi duydum. Bu sadece bir havlama değildi. İçimi sıkan bir çığlıktı.
Komşunun arsasına baktım. Mark, hepimizin üç yıldır boş olduğunu düşündüğü eski kulübenin önünde duruyordu – karısı öldüğünden beri.
Ve yanında Rex vardı.
Rex her zaman bölgedeki en nazik köpekti. Hepimizi, sanki en iyi arkadaşlarıymışız gibi karşılıyordu. Ama şimdi önümde başka bir köpek duruyordu. Tüyleri kirliydi, patileri kanlıydı ve kulübenin etrafındaki toprak neredeyse kazılmıştı. Kapının önünde duruyordu, sanki bir şeyi koruyordu… ya da içeri girmeye çalışıyordu.
Mark, koluna doladığı zincirle onu tutuyor ve tüm gücüyle çekiyordu.
—Geri! —diye bağırdı—. Oradan uzaklaş!
Ama Rex hareket etmedi. Pençeleriyle toprağı kazıyordu, sanki biliyordu; eğer şimdi çekilirse korkunç bir şey olacak.
Çiti aşıp yaklaştım.
—Mark, bekle —dedim—. Ona bak.
Ağır nefes alıyordu, yüzü gergindi, gözleri sürekli hareket ediyordu.
—O delirdi —diye sertçe yanıtladı Mark—. Onu bir saattir zincirle tutuyorum ve kapıdan ayrılmıyor. Beni ısırmaya çalıştı. Polisi arayacağım. Tehlikeli.
Rex’in gözlerine baktım. Bunlar öfkeli bir hayvanın gözleri değildi. İçinde korku… ve bir ricaydı. Sanki demek istiyordu: “Beni anla.”
Rex tekrar kapıya dayandı ve sessizce uludu. Agresif değildi.
Bir adım daha yaklaştım ve garip bir koku hissettim. Ne nem, ne eski tahta. Ağır bir şey… tatlı bir şey.
Ve aniden duydum.
Neredeyse duyulmayan bir ses. Öbür taraftan.
Donup kaldım. Rex hemen bana baktı, kuyruğu hareket etti, sanki tam bu anı bekliyormuş gibi.
—Mark… —fısıldadım—. Orada biri var.
O ani bir şekilde sıçradı.
—Hayır —dedi hızlıca—. Kulübeyi açma. Uzun zamandır boş. Muhtemelen bir fare veya sıçan. Sadece kokladı.
Çok hızlı konuşuyordu. Fazla emin bir şekilde. Sanki ne söyleyeceğimi önceden biliyordu.
—Bana levye ver —dedim.
—Sana söyledim, orada hiçbir şey yok —dedi sesi sertleşerek—. İçeri girme.
Ama artık onu dinlemiyordum. Kapıya yaklaştım. Rex yana çekildi ama gitmedi. Bana bakıyordu, göz kırpmadan.
İlk darbe. Tahta çatladı. İkinci darbe.
Kilit gevşemeye başladı.
—Dur! —diye bağırdı Mark—. Anlamıyorsun!
Ama devam ettim. Üçüncü darbe. Kilit koptu. Kapı yavaşça açıldı…
Ve o anda nefesim kesildi. İçeride… 😱😨 Hikayenin devamını ilk yorumda bulabilirsiniz 👇👇
İçeride, karanlıkta, bir kadın oturuyordu.
İnce, bitkin, dağınık saçlı ve boş bakışlı. Eller bağlı, dudaklar kurumuş ve gözleri… gözleri direkt bize bakıyordu.
O komşunun karısıydı. Hepimizin üç yıldır ölü olduğunu sandığı kişi.
Rex ona doğru koştu ve hafifçe yüzüne dokunarak uludu, sanki ona zarar vermekten korkuyordu.
Mark arkamda duruyordu.
—O… —fısıldadım, cümleyi bitiremeyerek.
Hiç cevap vermedi.
Daha sonra gerçeği öğrendik. Ölmemişti. Tiran kocasından kaçmıştı. Tüm mahalle onun sakin ve düzgün biri olduğunu sanıyordu.
Ölümünü sahneledi, kaybolmak ve yeni bir hayat başlatmak için.
Ama Mark onu buldu. Buldu… ve geri getirdi.
Ve tüm bu süre boyunca onu burada, kapalı ve yalnız tuttu.
Ve onu kurtarmaya çalışan tek kişi, herkesin deli dediği köpekti.

