Doğum gününde bir mahkûm, ekmeğin üzerine bir mum koydu ve onu üfledi; diğerleri ona garip garip bakarken: fakat diğer mahkûmların daha sonra yaptıkları şey tüm hapishaneyi şoka uğrattı… 😳😱
Mahkûm, hapishane yemekhanesinde metal bir masada oturuyor ve yemeğine neredeyse hiç dokunmuyordu. Etraf gürültülüydü: biri konuşuyor, biri gülüyor, biri sessizce yemek yiyordu ama onun için bu gün, parmaklıkların arkasına konulduğu günden beri en zor gündü.
Bu, onun hapisteki ilk doğum günüydü. Evinden, eşinden ve her zaman el yapımı bir kartla yanına koşup “Baba, iyi ki doğdun!” diye bağıran küçük oğlundan uzakta geçirdiği ilk doğum günüydü.
Adam sakin kalmaya çalışıyordu ama içinde her şey acıyla sıkışıyordu. Bugün kimsenin ona pasta getirmeyeceğini, kimsenin ona sarılmayacağını, eskiden sıradan gelen o sözleri kimsenin söylemeyeceğini biliyordu. Artık basit bir aile akşamı bile ona hayatın en büyük mutluluğu gibi geliyordu.
Mahkûm, cebinden mucizevi bir şekilde saklamayı başardığı küçük bir mumu yavaşça çıkardı. Onu tepsisindeki bir ekmeğin içine yerleştirdi, başkalarının bakışlarından eliyle gizledi ve dikkatlice alevi yaktı.
Alev onun yüzünün önünde titredi ve adam bir anda gözlerini kapattı. O anda tek bir dileği vardı. Ne özgürlük, ne para, ne mucize. Sadece eşini ve oğlunu, birkaç dakikalığına bile olsa görmek istiyordu.
Neredeyse duyulmayacak bir sesle fısıldadı:
— Allah’ım, sadece onları görmeme izin ver.
Sonra derin bir nefes aldı ve mumu üfledi.
Gözlerini açtığında etrafında tuhaf bir sessizlik olduğunu fark etti. Diğer mahkûmlar ona anlaşılmaz yüzlerle bakıyordu. Kimisi çiğnemeyi bıraktı, kimisi kaşığını indirdi, kimisi yanındakine baktı.
Adam hemen gerildi. Küçük mumdan, pasta yerine ekmekten ve saklamaya çalıştığı gözyaşlarından utandı. Tam mumu kaldıracakken, yan masadan bir mahkûm yavaşça ayağa kalktı.
Sonra bir diğeri kalktı. Ardından üçüncüsü.
Birer birer ona doğru yürümeye başladılar. Önce sessizce, ağır ağır, sanki ne söyleyeceklerini kendileri de bilmiyorlardı. Adam tedirgin bir şekilde onlara bakıyor, ne olduğunu anlamıyordu. Ve sonra tüm hapishaneyi şoka sokan şey oldu. 😳😮
Ve en yaşlı olanları yavaşça dedi ki:
— Doğum günün kutlu olsun, kardeşim.
Bir saniye sonra başka bir mahkûm ekledi:
— Doğum günün kutlu olsun.
Ve ardından yemekhanenin tamamı bir anda seslerle doldu. Erkekler masalara vurmaya başladı, kimisi gülümsüyordu, kimisi su bardağını kaldırdı ve sonra hep birlikte, düzensiz, kısık ama içten bir şekilde onun için doğum günü şarkısı söylediler.
Mahkûm kımıldamadan oturuyor ve bunun kendisine olduğuna inanamıyordu. Bir dakika önce dünyanın en yalnız insanı gibi hissederken, şimdi etrafında neredeyse her şeyini kaybetmiş ama yine de ona biraz sıcaklık verecek gücü bulan insanlar vardı.
Adamın dudakları titredi. Başını eğdi, kendini tutmaya çalıştı ama gözyaşları yine de yüzünden aktı.
Tam o sırada bir gardiyan masaya yaklaştı. Herkes hemen sessizleşti, gürültü için cezalandırılacaklarını düşündüler. Ama üniformalı adam uzun süre mahkûma baktı, sonra sönmüş muma ve yavaşça dedi ki:
— Dilediğin dileği duydum.
Mahkûm şaşkınlıkla ona baktı, bunu nereden bildiğini anlayamadı.
Gardiyan içini çekti ve ekledi:
— Mucizeler vaat edemem. Ama sana ailenle bir görüşme ayarlamaya çalışacağım. Eşin ve oğlunla.
Yemekhanede tekrar sessizlik oldu. Mahkûm ona sanki her kelimeye inanmakta zorlanıyormuş gibi bakıyordu.
— Gerçek mi? — diye fısıldadı.
Gardiyan başını salladı.
— Gerçek. Bugün senin doğum günün. Ve bazen insanın tamamen yıkılmaması için bir tek sebebe ihtiyacı vardır.
Adam yüzünü elleriyle kapattı. Bu kez yalnızlıktan değil, umuttan ağlıyordu.
Ve etrafındaki mahkûmlar sessizce orada duruyordu. Kimse gülmüyordu. Kimse bakışlarını kaçırmıyordu. Çünkü o anda hepsi basit bir gerçeği anlamıştı: en soğuk duvarların ardında bile insan, yanında ona bunu hatırlatan biri varsa insan olarak kalır.

