Dört yaşındaki kızım bu akşam eşyalarını topladı ve evden ayrılacağını söyledi: sebebini öğrendiğimde şok oldum 😨😱
Bu akşam, bahçeye girer girmez garip bir manzara gördüm: dört yaşındaki kızım tam kapının önünde duruyordu, sanki beni gözetliyordu. Üzerinde küçük pembe sırt çantası vardı ve yanında deniz tatilleri için aldığımız tekerlekli küçük valiz duruyordu.
Gözleri parlaktı, kırmızı – belli ki az önce ağlamıştı.
—Canım, ne oldu? — hemen önünde çömeldim. — Neden burada duruyorsun? Ve valize neden ihtiyacın var?
Derin bir nefes aldı, sanki bana çok ciddi bir şey söyleyecekmiş gibi.
—Baba… — titreyen bir sesle söyledi. — Bu evden gidiyorum.
Kalbim adeta ayaklarıma indi.
—Sen… ne? Nereye gidiyorsun? Neden? Bir şey mi oldu?
Kaşlarını çattı, dudakları titriyordu.
—Artık burada yaşayamam! — o kadar dramatikti ki, sanki aynanın karşısında prova yapıyordu.
Hemen aklımdan en kötü senaryolar geçmeye başladı: Acaba biri onu üzdü mü? Ya da anaokulunda bir şey mi oldu?
—Normal bir şekilde anlat… lütfen — artık ciddi bir şekilde söyledim.
Ve işte o anda söylediği cümle beni tamamen şok etti 😱😨 Devamı ilk yorumda 👇👇
Ama bir saniye sonra gülmemi neredeyse tutamadım.
—Artık senin eşinle yaşayamayacağım.
Birkaç kez göz kırptım, hemen anlayamadım.
—Demek istediğin… annen mi?
—Evet! — dedi kızım öfkeyle. — Onu artık sevmiyorum!
—Peki… annen ne yaptı?
Ellerini kaldırdı, sanki zaten her şeyi anlamam gerektiğini söylüyordu.
—O… bir canavar! Gerçek bir canavar! — şikâyet etti kızım. — Televizyon izlememe izin vermiyor, çikolata yedirmiyor ve sürekli odamı toplamamı sağlıyor!
Gürültülü bir şekilde gülmeye başladığım için yüzümü çevirdim.
—Anladım… — dedim ve ciddi görünmeye çalıştım. — Tamam. Diyelim ki öyle. Peki nerede yaşayacaksın o zaman?
—Senin eşinden uzak! — gururla açıkladı.
—Mmm, ilginç. Daha açık söyler misin?
—Büyükannemin yanında! — dedi bir yarışmayı kazanmış gibi. — Büyükannem bana çizgi film izletiyor ve her zaman çikolata veriyor!
İşte burada artık dayanamadım ve kahkahayla güldüm. Kızım öyle ciddi bir şekilde duruyordu ki, dört değil de kırk yaşında gibi görünüyordu.
Onu kucakladım, kendime çekip başının üstüne öptüm.
—Benim küçük prensesim… hadi geri eve dönelim. Kesinlikle o canavarla konuşacağım.
Başını kaldırdı ve sessizce sordu:
—Baba… gerçekten konuşacak mısın?
—Tabii ki — gülümsedim. — Ama önce valizi açacağız, anlaştık mı?
Başını salladı ve küçük bir kazanan edasıyla valizi eve doğru itti.

