Düğünümüzden bir gün sonra restoranın yöneticisi beni aradı ve telefonda sessizce dedi ki: “Kameralardaki kayıtları tekrar kontrol ettik ve bunu bizzat görmeniz gerekiyor: yalnız gelin ve lütfen kocanıza hiçbir şey söylemeyin…” 😱😨
Bu sözlerden sonra içimde her şey sıkıştı, o anda nedenini henüz anlamasam da.
Anna gözlerini açtı ve yatak odasının beyaz tavanını, yumuşak sabah ışığıyla aydınlanmış halde gördü. Gerindi, gülümsedi ve başını çevirdi. Yanında sakin bir şekilde uyuyordu — kocası.
“Eş” kelimesi hâlâ alışılmadık geliyordu ama hoştu, tıpkı yeni bir elbise gibi, alışmaya başlanan. Dün onların günüydü. Onların düğünüydü.
Anna sessizce battaniyenin altından çıktı, sabahlığını giydi ve mutfağa geçti. Çaydanlığı açtı, pastadan kalan kutuyu çıkardı, masaya oturdu ve küçük bir parça aldı. Gözlerini kapatarak, dün akşamı eski bir film şeridi gibi yeniden zihninde oynattı.
Küçük bir restoran, samimi, gereksiz gösterişsiz. Sadece en yakın insanlar vardı. Babası onu altarın önüne götürüyordu, gözyaşlarını tutuyordu, o ise koridorun sonunda bekliyor, onu ilk kez görüyormuş gibi bakıyordu. Her şey doğru ve gerçekti.
Altı ay önce tanışmışlardı, sıradan bir kitabevinde. Sonra buluşmalar, uzun yürüyüşler, geceye kadar sohbetler ve tanık olmadan parkta yapılan evlenme teklifi. Yüzüklerini basit seçtiler, üzerinde “Sonsuza Kadar” yazıyordu ve Anna o sözlerin her birine içtenlikle inanıyordu.
Yavaş müzik eşliğinde ilk dans, kulağına fısıldadığı söz: “Var olduğun için teşekkür ederim.”
Kocası yataktan çıktı, başını öptü ve gülümseyerek dedi ki:
— Günaydın, eşim.
Kahvaltıda pasta yediler, düğünden konuştular, şakalaştılar. Sonra kocası duş aldı, Anna otomatik olarak telefona baktı. On bir’e beş kala.
Ekran yandı. Bilinmeyen numara.
— Merhaba Anna. Ben, düğününüzü dün kutladığınız restoranın yöneticisiyim. Kameralardaki kayıtları tekrar kontrol ettik. Gelmeniz gerekiyor. Tercihen yalnız. Ve lütfen kocanıza hiçbir şey söylemeyin.
Anna göğsünde bir ağırlıkla restorana gitti, bunun bir hata, yanlış anlaşılma, belki kayıp bir eşya ya da bir karışıklık olduğuna kendini inandırıyordu. Yönetici, girişte onu karşıladı, gülümsemedi ve sessizce hizmet odasına götürdü.
Ekranda dün akşamdan görüntüler belirdi: misafirler, danslar, kahkahalar, tanıdık yüzler. Anna ellerini sıkarak izledi, yönetici kaydı geceye doğru ileriye doğru sardırırken. Ve o anda Anna tamamen dehşete düşüren bir şey gördü 😱😨 Devamı ilk yorumda 👇👇
Ve birden — depo. Kötü aydınlatılmış bir oda. İçerden kilitlenen bir kapı. Gelinlik takımını giymiş bir adam. Hareketlerini, sırtını, jestlerini hemen tanıdı. Bu onun kocasıydı.
Yanında — gelinin arkadaşlarından biri, dün masada onunla gülüp, tostlardan sonra sarıldığı kişi.
Anna kırpmadan izledi. Kamera acımasızca her hareketi, her öpücüğü, ihanetin her saniyesini kaydediyordu.
O anda saçları adeta diken diken oldu. İçinde her şey buz kesmişti, sanki biri hayatındaki ışığı tek bir dokunuşla kapatmıştı. Kocası düğünlerinde ona aldatıyordu.

