Genç bir adam sokakta, kocasının küllerini taşıdığı bir urneyi elinde tutan, acıdan yıkılmış bir kadınla alay etmeye başladı. Onu evsiz sanarak çöplerini doğrudan urnenin içine attı; ancak onu bekleyen ceza, kesinlikle hiç beklemediği bir şeydi

Genç bir adam sokakta, kocasının küllerini taşıdığı bir urneyi elinde tutan, acıdan yıkılmış bir kadınla alay etmeye başladı. Onu evsiz sanarak çöplerini doğrudan urnenin içine attı; ancak onu bekleyen ceza, kesinlikle hiç beklemediği bir şeydi 😳😮

Karen kocasını sadece bir gün önce kaybetmişti. O, elinde kalan tek insandı. Dün hastanede onun elini tutuyordu, bugün ise onun küllerini taşıdığı urneyi ellerinde tutuyordu ve bundan sonra nasıl yaşayacağını tam olarak anlayamıyordu.

Sokakta yavaşça yürüyordu, sanki sisin içindeymiş gibi. İnsanlar yanından geçiyor, arabalar gidip geliyordu, biri gülüyor, telefonda konuşuyordu… ama onun için tüm bunlar yok olmuş gibiydi. Dünya yaşamaya devam ediyordu, ama onun hayatı durmuştu.

Artık ilerleyecek gücü kalmamıştı.

Karen sessizce bir mağazanın girişinde soğuk asfalta oturdu. Urneyi göğsüne bastırdı, gözlerini kapattı ve sadece nefes almaya çalıştı. Kendine gelmek için sadece birkaç dakikaya ihtiyacı vardı.

Ama tam o anda, o adam mağazadan çıktı.

Parlak bir eşofman giymiş, kafası tıraşlı ve boynunda kalın altın zincir olan genç bir adam. Kendine güvenen, küstah, her şeyin kendisine serbest olduğunu düşünen biri. Yerde oturan kadını hemen fark etti ve onunla ne olduğunu anlamaya bile çalışmadı.

Onun için o, sadece “gereksiz” bir evsiz yaşlı kadındı. Yaklaştı ve ona yukarıdan aşağıya sinirle baktı.

— Hey, burada ne yapıyorsun? Defol buradan, insanların keyfini kaçırma.

Karen hemen kendisine hitap edildiğini anlamadı. Gözleri dolu dolu yukarı baktı ve sessizce söyledi:

— Lütfen… bana bir dakika verin… ben evsiz değilim…

Ama bu, genci daha da öfkelendirdi.

Alaycı bir şekilde gülümsedi, cebine elini soktu ve çöp çıkardı — bazı kâğıtlar, ambalajlar. Hiç düşünmeden hepsini kadının elinde tuttuğu urnenin içine attı.

Aynı urnenin içine.

Karen donakaldı.

Önce inanamadı. Sonra elleri titremeye başladı ve gözyaşları yüzünden akmaya başladı.

— Hey, senin gözyaşların beni etkilemez, dedi kaba bir şekilde. — Kötü kokuyorsun. Senin gibiler burada oturmamalı bile.

— Genç adam… dedi güçlükle, gözyaşlarını silerken. — Lütfen gidin… gerçekten iyi durumda değilim…

Ama o artık dinlemiyordu. Öfke ve kendi “gücünün” hissi onu ele geçirmişti. Kadının yakasından sertçe tuttu ve yukarı çekti — ve o anda urna dul kadının elinden kaydı.

Asfalta düştü. Kapağı yoktu. Küller yere saçıldı.

Bir an için her şey durmuş gibiydi.

Karen buna baktı ve nefes alamadı. Bu sadece kül değildi. Bu, hayatı boyunca sevdiği adamdan geriye kalan her şeydi.

Genç adam insanlarla alay etmeye ve onlara böyle kötü davranmaya hakkı olduğunu düşünüyordu. Her şeyin kendisine serbest olduğuna ve karşısında sadece kendini üstün hissedebileceği zayıf bir kadın olduğuna inanıyordu. Ama onu nasıl bir cezanın beklediğini hayal bile edemiyordu. Kiminle uğraştığını anlamamıştı.

Hikâyenin devamını ilk yorumda bulabilirsiniz 👇👇

Kadın yavaşça başını kaldırıp gence baktı. Gözlerinde artık şaşkınlık yoktu. Sadece sakinlik ve insanı huzursuz eden bir öfke vardı.

Sakin bir şekilde cebine uzandı, bir kimlik çıkardı ve gencin yüzüne doğru açtı.

— Kamu düzenini bozmak ve yaşlı bir kişiye zarar vermek suçundan gözaltındasınız, dedi sakin ama kararlı bir sesle.

Genç adam donup kaldı. Yüzündeki gülümseme kayboldu.

— N… ne?.. diye mırıldandı, geri çekilerek.

— Kiminle uğraştığınızı hayal bile edemezsiniz, diye ekledi Karen sessizce.

Artık ona bakmıyordu.

Dizlerinin üzerine çöktü ve sanki ona daha fazla zarar vermekten korkuyormuş gibi, asfalttan külleri dikkatle toplamaya başladı.

Etraflarında insanlar durmaya başlamıştı. Kimileri telefonlarını çıkarıyor, kimileri fısıldaşıyor, kimileri gence kınayıcı bakışlarla bakıyordu.

Ve o, olduğu yerde çakılı kalmıştı. Hayatında ilk kez ne söyleyeceğini bilmiyordu.

— Özür dilerim… bilmiyordum… dedi kısık bir sesle.

Ama artık sözler için çok geçti, özürler için çok geçti.

Çünkü bazı şeyler düzeltilemez. Ve bazı davranışların hesabı her zaman sorulur.