Koca eşyalarını topluyordu ve metresinin yanına gidiyordu, hasta eşine sadece şunu söyledi: “Bunlar senin çocukların — onları yetimhaneye ver, umurumda değil”

Koca eşyalarını topluyordu ve metresinin yanına gidiyordu, hasta eşine sadece şunu söyledi: “Bunlar senin çocukların — onları yetimhaneye ver, umurumda değil” 😲

Büyük oğul köşede dururken sessizce fısıldadı: “Sana asla affetmeyeceğim.” Baba sadece güldü, kapıyı çarptı ve gitti. Ve on beş yıl sonra kader ona gerçekten korkunç bir ders verdi 😢😨

Kadın, sıcak bir battaniyeye sarılmış şekilde kanepede yatıyordu. Neredeyse hiç gücü kalmamıştı. Hastalık onu yavaş yavaş tüketiyordu — gün gün, gece gece. Pencereden gri sonbahar gökyüzüne bakıyor ve hissediyordu: bugün bir şey olacak.

Akşama doğru koca her zamankinden erken eve döndü. Sessizce içeri girdi, ona bile bakmadı. Ceketini gelişigüzel bir sandalyeye attı ve hemen yatak odasına geçti.

Birkaç saniye sonra tanıdık bir ses geldi — dolap açıldı.

Metal askılar çınladı, çekmeceler çarptı. Eşyalarını topluyordu.

Kadın güçlükle doğruldu. Duvara tutunarak yavaşça yatak odasının kapısına kadar yürüdü ve durdu. Başı dönüyordu, bacakları titriyordu, ama yine de ayakta duruyordu.

— Sen… gidiyor musun? — diye sordu sessizce.

Koca hemen dönmedi.

— Evet, — dedi sakin bir şekilde, sanki hava durumundan bahsediyormuş gibi. — Bu daha iyi olacak.

— Peki ya çocuklar?.. — kadının sesi titredi. — Onların bir babaya ihtiyacı var…

Koca ani bir şekilde çekmeceyi çarptı ve ona döndü.

— Umurumda değil, — dedi soğuk bir şekilde. — Baş edemiyorsan onları yetimhaneye ver.

Koridordan hafif bir ses geldi. İki oğul duvara yaslanmış duruyordu. Her şeyi duydular.

 

Büyük oğul, babasına geniş açılmış gözlerle baktı, onu tanımıyor gibiydi. Küçük oğul sessizce ağlıyor, kazak kollarını sıkıca tutuyordu.

— Ciddi misin?.. — fısıldadı kadın. — Onlar senin oğulların…

— Artık bunlardan bıktım, — dedi koca sinirli bir şekilde. — Hastalıklar, gözyaşları, problemler. Başka bir hayatım olacak.

Valizi aldı ve kapıya yöneldi.

Büyük oğul bir adım öne çıktı ve kapının önüne durdu.

— Gitme… — dedi titrek ama kararlı bir sesle. — Seni seviyoruz, baba.

Koca güldü.

— Büyüyünce geçer, — alaycı bir şekilde dedi ve kapıyı sonuna kadar açtı.

— Sana bunu asla affetmeyeceğim… — dedi oğul sessizce ardından.

Kapı öyle bir şekilde çarptı ki duvarlar titredi. Dairede sessizlik çöktü. Sağır. Korkutucu.

Ve on beş yıl sonra kader ona acı bir ders verdi… 😲😢 Devamı ilk yorumda 👇👇

Koca hastane odasında serumun altında yatıyordu. Doktorlar açıkça söylediler — zamanı neredeyse dolmuştu. Her iki böbrek de iflas ediyordu.

— Nakil olmadan hayatta kalamaz, — dedi doktor. — Acilen bir verici gerekiyor.

Test sonuçları hızlıca hazırlandı. Sadece bir kişi uyuyordu. O, büyük oğluydu.

Oğul odaya girdiğinde, baba onu önce tanımadı. Karşısında duran bir yetişkin adam vardı — kendine güvenen, sakin, soğuk bakışlı. Artık bir zamanlar kapıda duran ve gitmemesini isteyen çocuk değildi.

— Oğlum… — adamın sesi titriyordu. — Sen… geldin…

— Doktor her şeyi anlattı, — dedi oğul sakin bir şekilde. — Neden çağırdığınızı biliyorum.

Baba doğrulmaya çalıştı, ama gücü yetmedi. Çarşafın kenarına tutundu.

— Lütfen… — fısıldadı. — Senin yardımına ihtiyacım var. Ölüyorum.

Oğul sessizdi.

— Kötü bir babaydım… — devam etti baba, sesi kırık. — Her şeyi anladım. Pişmanım. Beni kurtar… lütfen.

Oğul yaklaştı ve doğrudan gözlerinin içine baktı.

— O günü hatırlıyor musun? — diye sordu sessizce. — Anne hasta yatıyordu, biz koridorda duruyorduk?

Adam gözlerini kapadı.

— Bize umursamadığını söyledin, — devam etti oğul. — Bizi yetimhaneye vermemizi söyledin. Ve sonra sadece gittin.

— Aptaldım… — hırıltılı bir sesle dedi baba. — Her şeyi düzelteceğim… bana bir şans ver…

Oğul yavaşça başını salladı.

— Benim yardıma ihtiyacım olduğunda, — dedi sakin bir şekilde, — sen gittin. Ve şimdi senin yardımına ihtiyaç var… ama artık bir oğlun yok.

Odada sessizlik çöktü.

— Lütfen… — fısıldadı adam, elini uzatarak. — Ben senin babanım…

Oğul bir adım geri çekildi.

— Hayır, — dedi. — Baba, gitmeyen kişidir.

Arkasını döndü ve kapıya yöneldi.

— Gitme… — diye bağırdı adam, gözyaşlarına boğulmuş bir şekilde. — Sana yalvarıyorum… beni kurtar!