Küçük kardeşini kandırıp ona kötü davranmak için, ablası onu kendisi yerine en tehlikeli şeyhle evlenmeye zorladı; ama şeyhin yaptığı şey herkesi şoke etti… 😱😨
O gün şeyhin evinde tören havası hâkimdi. Altın lambalar, beyaz mermer, onlarca tanık – her şey lüks bir masal gibi görünüyordu. Ama gelin için değil.
Aişe, elbisesinin danteli altında parmaklarını sıkıca tutarak duruyordu. Bu, ablası Leyla’nın düğünü olacaktı. Ama son anda Leyla, babasına “Böyle bir adamla yaşamaya hazır değilim” diyerek düğünü reddetti.
Herkes şeyhi tanıyordu. Herkes ondan korkuyordu. Hizmetçiler, akrabalar ve komşular onun hakkında fısıldıyordu. Zalim, soğuk ve acımasız olduğu söyleniyordu. Ve işte bu yüzden Leyla, küçük kardeşini kurban etmeye karar verdi.
—Bunu yapmak zorundasın, —dedi Aişe’ye düğünden bir gün önce—. Yoksa hayatını cehenneme çevireceğim.
Aişe sessizdi. Başka seçeneği yoktu.
Tören sırasında, şeyh gelinin duvağını kaldırdığında herkes nefesini tuttu. Aişe, kayıtsızlık… ya da küçümseme göreceğini bekliyordu. Ama şeyh uzun ve dikkatli bir şekilde ona baktı ve sonra tüm misafirleri şoke eden şeyi yaptı. 😱😨
O, korkmuş ve itaatkâr bir kız göreceğini bekliyordu – ona tarif edildiği gibi.
Ama karşısında Aişe duruyordu: ölçülü, narin, gözlerinde ne çıkar ne hesap vardı – sadece dürüstlük ve gizlemeye çalışmadığı korku.
O anda bakışında bir şey değişti. Biraz uzakta duran hizmetçiler bunu ilk fark edenlerdi. Şeyhin gözlerinde daha önce hiç hissetmediği bir duygu parladı.
Hemen anladı: tüm hayatı boyunca tam olarak böyle bir kadını arıyordu.
Şeyh bir adım öne çıktı ve Aişe’yi kucakladı – sert ya da otoriter değil, nazikçe, sanki korkutmak istemiyormuş gibi. Ardından sessizce, neredeyse fısıldayarak önce alnından, sonra dudaklarından öptü, duygularını misafirlerden saklamadan.
Salonda bir uğultu yayıldı. Ablası solgunlaştı.
Aynı akşam şeyh, düğün hediyelerinin getirilmesini emretti. Ama bunlar sembolik hediyeler değildi.
Aişe’ye adına kayıtlı bir deniz kenarı evi hediye etti. Sonra yeni lüks bir arabanın anahtarları. Ardından en iyi tasarımcılar tarafından yapılmış elbiselerden oluşan bir gardırop. Mücevherler – elmaslar, altın, nadir taşlar – tek tek ayaklarının önüne konuyordu.
—Bunların hepsi senin, —dedi sakin bir şekilde—. Çünkü sen kaderim oldun.
Aişe gözyaşlarını tutamadı. Bunların hiçbirini istememişti. Sadece orada duruyordu, hâlâ içine çekildiği kabusun sevgiye dönüştüğüne inanamıyordu.
Ve ablası bir kenarda duruyordu, kıpırdayamıyordu. Kaçtığı kaderin başka birini sevgiyle seçtiğini izliyordu. Hayatında ilk kez Leyla yaptığı hatayı anladı.
Pişmandı. Ama artık çok geçti.

