Ocağı kapatmayı unutmuştum ve yolun yarısına gelmiştim ki panikle geri döndüm ve eve koştum. Daireye girer girmez, tesadüfen kayınvalidemin telefonda konuştuğunu duydum — ne hakkında konuştuğunu anlayınca ise dehşete kapıldım…

Ocağı kapatmayı unutmuştum ve yolun yarısına gelmiştim ki panikle geri döndüm ve eve koştum. Daireye girer girmez, tesadüfen kayınvalidemin telefonda konuştuğunu duydum — ne hakkında konuştuğunu anlayınca ise dehşete kapıldım… 😲😱

Neredeyse çıkışa ulaşmıştım ki aklıma korkunç bir düşünce geldi: ocağı kapatmamıştım. Çorba hâlâ kısık ateşte kaynıyordu ve bu küçük ayrıntı bir anda bana felaket gibi göründü. En kötüsü de bunun kayınvalidemin evi olmasıydı. Eşim işini kaybettikten sonra, onun iki odalı dairesine taşınmak zorunda kalmıştık. Beni sevmediğini biliyordum ama iyi bir gelin ve eş olmaya çalışıyordum.

Geri döndüm ve her dakika adımlarımı hızlandırdım. Gözümün önünden görüntüler geçiyordu: yanık kokusu, duman, yangın, kayınvalidemin öfkeli yüzü. Kalbim çok hızlı atıyordu.

Ev beni sessizlikle karşıladı. Sessiz olmaya çalışarak içeri girdim ve mutfağa gitmek üzereydim ki birden kayınvalidemin sesini duydum. Telefonda konuşuyordu. Kimsenin onu duymadığından emin olduğunda her zamanki gibi yüksek ve kendinden emin bir sesle.

Koridorda durdum. Bilerek değil — sanki bacaklarım ilerlemeyi reddetmişti.

Güldü, sonra sesini alçalttı ve beni adeta donduran şeyler söylemeye başladı… 😲😱
Devamı ilk yorumda 👇👇

Kayınvalidem sesini alçalttı ve konuşmaya başladı… benim hakkımda.

Kötü bir eş olduğumu söyledi. Oğluna yakışmadığımı söyledi. Her gün ona aynı şeyi tekrarladığını: benimle zamanını boşa harcadığını.

Normal bir kadının çoktan çocuğu olurdu, benim ise “boş bir yer” olduğumu söyledi. Elimi ağzıma bastırarak orada duruyordum, nefes almaya bile korkuyordum.

Kayınvalidem, uzun zamandır eşimi beni terk etmeye ikna etmeye çalıştığını söyledi. Başta karşı çıktığını, beni savunduğunu ama artık giderek daha sık sessiz kaldığını ve başını salladığını anlattı. Yavaş yavaş onunla aynı fikirde olmaya başladığını söyledi.

Benim yerime ise, ona göre çok daha “layık” bir seçenek vardı — arkadaşının kızı. Akıllı, söz dinleyen, “iyi bir aileden”. Kesinlikle torun verecek olan biri.

İçimde her şeyin buz kestiğini hissettim, ama ardından duyduklarım gözlerimin kararmasına neden oldu.

— Ama onların neden çocuk sahibi olamadığını sen de biliyorsun, dedi telefonda. — Ona her gün, o zaman bana verdiğin o hapları veriyorum. Bu arada neredeyse bittiler. Yenilerini almamız gerekecek.

Bunu sakin bir şekilde söyledi. Günlük, sıradan bir tonla. Sanki bir alışveriş listesinden bahsediyormuş gibi.

O anda, son aylarda başıma gelen her şeyin — yorgunluk, halsizlik, teşhisler, bitmek bilmeyen “sadece stres” sözlerinin — bir tesadüf olmadığını anladım. Sessizce geri çekildim, en ufak bir ses bile çıkarmamaya çalışarak.