Ormandaki haydutlar, savunmasız bir yaşlı adama saldırdı, ama kimsenin beklemediği bir şekilde onun yardımına kim geleceğini ve sonrasında başlarına neler geleceğini bilmiyorlardı

Ormandaki haydutlar, savunmasız bir yaşlı adama saldırdı, ama kimsenin beklemediği bir şekilde onun yardımına kim geleceğini ve sonrasında başlarına neler geleceğini bilmiyorlardı 😨😱

Soğuk, nemli orman sisle kaplıydı; araba açıklığın ortasında durduğunda yaşlı adam dışarı çekildi — neredeyse direnmedi, sadece ellerini göğsüne bastırarak ağır ağır nefes alıyordu.

— Hadi bakalım dede, ödeme zamanı geldi mi? — dedi en uzun boylu adam, parmaklarını çıtırdatarak.

Yaşlı adam yere itildi. Dizlerinin üzerine düştü, elleri titriyordu.

— Ben… lütfen… bana zaman verin… her şeyi geri vereceğim… yemin ederim… — sesi kırıktı ve boğuk bir hırıltıya dönüştü.

— Daha ne kadar bekleyeceğiz? — yanına çöken bir başkası, yaşlı adamın yakasından tuttu. — Üç aydır söz veriyorsun.

— Ben… ben vereceğim… bir yol bulacağım… başka bir borç alacağım…

— Garantiye ihtiyacımız var, — dedi soğuk bir şekilde deri ceketli adam. Yanlarındaki adamlar gülmeye ve birbirlerine göz kırpmaya başladı.

Haydut, yanındaki adama döndü:

— Ona bir parmak kes.

Yaşlı adam donakaldı. Sonra aniden titremeye başladı ve yalvararak ağlamaya başladı:

— Lütfen… yapmayın… her şeyi geri vereceğim… rica ediyorum… yapmayın…

Adam zaten bıçağını çıkarmıştı ve yaşlı adamın bileğinden tuttu.

Ve tam o anda… ormandan, en az bekledikleri biri çıktı 😲😱 Devamı ilk yorumda 👇👇

Ağaçların arasından garip, alçak bir uluma sesi geldi. Hatta uluma değil — bir titreşim, sanki orman kendi kendine hırlıyordu.

— Bu da ne? — dedi biri, arkasına dönerken.

Bir sonraki saniyede ağaçların arasında dev bir beyaz leke belirdi.

Ve sonra o geldi — Alabay. Devasa, heybetli, geniş göğüslü ve ayı penesi gibi ağır bir patiye sahip. Tüyleri diken diken, gözleri — öfkeli, karanlık.

— Bu da ne… — dedi haydutlardan biri daha ne olduğunu anlamadan.

Köpek uyarı vermeden saldırdı.

Güçlü bir darbe ile bıçağı tutan adamı yere serdi. Adam bağıracak bile fırsat bulamadan köpek üstüne çöktü ve öyle hırladı ki havada titreşim oluştu.

Haydut köpeğe saldırmak istedi, ama Alabay onun bileğini güçlü çenesiyle kavradı — parçalamadan ama öyle sert ki adam bıçağı düşürdü ve çığlık attı.

— Onu uzaklaştır! — diye bağırdı diğeri, geri çekilirken.

Alabay hızla döndü ve bir sonraki hedefe koştu. O kişi direnmeye çalıştı ama dev köpek göğsüyle itti ve yere devirdi.

En uzun boylu haydut bir sopa çıkardı, ama Alabay bir adım öne attı, başını eğdi — ve bu canavarın bakışı o kadar öfkeliydi ki adam donakaldı. Anladı: bir hareket daha ve köpek doğrudan üzerine atılacaktı.

— Hadi gidelim! Çabuk! — dedi biri titreyen bir sesle.

Haydutlar arabaya koştu, cesur görünmeye çalışmadan. Kapılar çarptı, motor kükredi ve araba tekerlekleri kayarak uzaklaştı.

Bu sırada Alabay yaşlı adamın önünde duruyordu, ağır nefes alıyor ve hâlâ tetikteydi.

— Ah sen… koruyucum… — dedi yaşlı adam, köpeğini sarılırken fısıldayarak.

Köpek hafifçe homurdandı, sanki onu sakinleştiriyormuş gibi.