“Yeter, kanserin beni artık bıktırdı”: dedi koca, karısı ona doktorların sadece birkaç günü kaldığını söylediğinde; ama sonrasında olanlar, koca için gerçek bir şok oldu 😲😱
Doktor teşhisi açıkladığında, onun dünyası yıkıldı. Kanser vücudunu hızla kaplıyordu ve doktorlar ona bir ay, belki iki ay kaldığını söylediler. Her gün acı veriyordu, ağrı dayanılmaz hâle geliyordu. O, son güçleriyle dayanıyordu ve korkusunu göstermemeye çalışıyordu; çünkü bir zamanlar ona destek olacağına söz veren kişinin yanında olacağını umuyordu.
Kocası teşhisi öğrendiğinde, herhangi bir tepki bekledi — gözyaşı, empati, en azından biraz şefkat; ama duyduğu tek şey soğuk ve kayıtsız bir ses oldu:
“Demek artık yemek yapamayacak ve temizlik yapamayacaksın.”
Bu sözler kafasında bir cam parçası gibi takılı kaldı. O cevap vermedi. Gözyaşları çoktan kurumuştu.
Günler hızlı geçti. Artık hastanede yatmıyordu — evde olmak istiyordu. Hemşire ona bakıyor, ilaçları getiriyor, ayağa kalkmasına yardım ediyor, işler çok zorlaştığında konuşuyordu. Kocası ara sıra odaya giriyordu, sanki görevini yerine getiriyormuş gibi. Ne ilgi ne katılım — sadece yorgunluk ve sinir.
O sabah onu yanına çağırdı. Sesi zayıftı ama sakindi. Bir sabah kadının kocası yanına çağırıp sessizce söylediği sözler:
— Doktorlar bana sadece birkaç gün verdi. Yanımda ol…
O, sadece yorgun bir el hareketiyle cevap verdi:
— Kanserinden bıktım. Kanser, kanser — bütün gün aynı şeyi duyuyorum. Artık yeter. Dur artık, hayatım devam ediyor.
O anda içindeki bir şey koptu. Hastalıktan değil — hayatını adadığı insanın ona verdiği acıdan.
Ama üç gün sonra korkunç bir şey oldu ve koca davranışından dolayı çok pişman oldu 😱😱 Devamı ilk yorumda 👇👇
Üç gün sonra kadın öldü. Sessizce, gece, hemşire ilaç almak için dışarı çıktığında. Koca gelmedi. Telefona kuru bir şekilde cevap verdi, işte olduğunu söyledi ve “her şeyi onsuz halletmelerini” istedi.
Cenaze neredeyse boştu — birkaç komşu, bir rahip ve sessizlik. Koca sadece birkaç gün sonra belgelerini ve eşyalarını almak için geldi.
Doktor onu gördüğünde, son test sonuçlarının geldiğini söyledi. Hastalık durdu. Kanser geri çekildi. O yaşayabilirdi. Ölümü hastalıktan değil, şiddetli stresin yol açtığı kalp yetmezliğinden oldu.
O, sanki yıldırım çarpmış gibi hareketsiz durdu. Sonra yerde oturdu, bir kelime bile söyleyemedi. Bir zamanlar önemsiz saydığı her şey aniden en önemli hâle geldi.
Sinirle söylenen her kelime, her kayıtsızlık, her soğuk bakış — artık her türlü acıdan daha fazla yanıyordu.
O günden sonra, kadının son haftalarını geçirdiği odaya bir daha girmedi. Komodinin üzerinde hâlâ ilaç dolu fincan ve genç, gülümseyen bir fotoğraf vardı; gelecekte başlarına geleceklerden habersiz. Artık kimseye gözlerinin içine bakamıyordu.
Bazen komşular onu hastanenin önünde görüyordu — eskiden onun için haber beklediği aynı bankta oturuyordu. Kimse ne yaptığını bilmiyordu. Belki de artık gelmeyecek bir affı bekliyordu.

